Hayatına Devam Et
Başımıza ne gelirse gelsin, en kötü olayları yaşasak bile bu hayat bir şekilde devam ediyor. İnsanlar sizi kırabilir, aldatabilir, zaaflarınızdan vurabilir ya da çıkarları için kullanabilir. Çok kötü bir hissiyat, biliyorum. Yakın sandığınız insanların hayatınızdan çıkmasının sebebi de aslında bu. Ama biz bu dönemlere girdiğimizde ilk sorduğumuz soru hep “Neden ben?” veya “Neden bana bunu yaptı?” oluyor. Haklısınız, ben de sordum. Masamın yanındaki o boşluğa oturup saatlerce ağladığımı hatırlıyorum. Üstelik her gözyaşımın bir sebebi vardı. Ne ile uğraşırsanız uğraşın, kafanızın içi bu sorularla dolup taşar. Kimseyle konuşmak istemezsiniz. Destek almak bile sahte gelir. Çünkü belki de size destek olacak kişi size kazık atmıştır; bilemezsiniz.
Sonra bir noktada, bu sorulara yavaş yavaş son vermeye başlıyoruz. İnsanlardan soğuduğum bir dönem vardı… Gerçekten kimseyi görmek istemediğim, hatta okulu bırakacak kadar ileri gittiğim bir dönem. Bir anda kendime şu soruyu sormaya başladım: “Bu insanlar için gerçekten hayatımı parçalamak, kendime ihanet sayılmaz mı?” Evet, sayılır. Çünkü siz kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilsiniz. Zaten yeterince yorgunsunuz. İnsanlar konuşacak… Midenizi bulandıracak dönemler de gelecek. Ama hepsi geçiyor, gerçekten geçiyor.
Hiç tanımadığım insanlar o dönemde hayatıma girdi. Hiç düşünmediğim güzel şeyler bir anda olmaya başladı. “Olmaz olmaz” dediğim her güzel şey beni buldu. Sizi de bulacak. Birisi size “Senden hoşlanmıyorum” diyebilir. Yakın sandığınız biri aslında yakın olmadığını hissettirebilir. Belki de birileri “İyi bir evlat değilsin” bile demiştir. Ama tüm bunlar hayatınızı durdurmaya değer mi? Hayır, değil.
Kimse sizi sevmek zorunda değil. Kimse sizi yüceltmek zorunda da değil. Evet, bazen dışarıdaki çiftlere bakıp derin bir iç çekiyoruz. Ben de yapıyorum, merak etmeyin. Ama yine de hayatınız devam ediyor mu? Evet, ediyor. Eve gidip en sevdiğiniz mumu yakıyorsunuz, sevdiğiniz bir şarkı eşliğinde kahvenizi yudumluyorsunuz. Bu bile kendiniz için attığınız büyük bir adımdır.
Büyüdükçe anlıyorsunuz… Kimsenin sizi kurtarmayacağını, kimsenin gelip yaralarınızı sarmayacağını. Bunu önce kabulleniyorsunuz, sonra şaşırtıcı bir şekilde bunun özgürleştirici bir yanı olduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü kimse sizi kurtarmayacaksa, bu demek oluyor ki kendinizi kurtarabilirsiniz. Kontrol sizde. Gücün sizde olduğunu fark ettiğiniz an, o karanlık dönemler bir anda anlam değiştirmeye başlıyor.
Kendinize şöyle bir bakıyorsunuz: “Ben buraya kadar geldim. Yaşadım, atlattım, hâlâ buradayım.” İşte bu cümle, en büyük gurur kaynaklarından biri oluyor.
Kötü günlerinizi kimse bilmeyebilir. Kimse o gece ağlayarak uyuduğunuzu, sabaha kadar zihninizde dönen düşünceleri, yemek yerken bile boğazınıza düğümlenen o hissi fark etmemiş olabilir. Ama önemli olan sizin bilmeniz. Sizin kendinize şahit olmanız.
Hayatınıza devam etmek bazen büyük, radikal kararlar gerektirmez. Bazen sadece sabah uyanmak bile bir adımdır. Bazen duş almak, odanızı toplamak, uzun zamandır ertelediğiniz o kitabı açmak… Çok basit gibi görünen şeyler aslında yeniden kurduğunuz hayatınızın küçük tuğlalarıdır.
Zamanla şunu da öğreniyorsunuz: Giden herkes kayıp değildir. Herkes sizinle aynı yolu yürümek zorunda değildir. Ve herkesin gitmesi sizi eksiltmez.
Bir gün bakacaksınız, o ağır acılar hafiflemiş. Bir sabah uyanacaksınız ve artık eskisi kadar düşünmediğinizi fark edeceksiniz. Biri size güzel bir söz söyleyecek, belki bir kahve içeceksiniz, belki küçük bir başarı elde edeceksiniz ve içinizde minik bir filiz gibi bir şey yeşerecek: “Sanırım iyileşiyorum.”
İşte o an, devam etmenin ne kadar değerli olduğunu anlayacaksınız.
Hayat devam ediyor, evet… Ama en güzeli, siz de devam ediyorsunuz. Ve bu, düşündüğünüzden çok daha büyük bir güç.



keske bu yaziyi daha önce onca sey yaşamadan once görseydim